12 aralık

 

Bir yıl daha bitiyor...

Her gün yeni şeyler öğrendiğimiz gibi kalbimiz de bu bilgilerle büyüyor, etkileniyor, hüzünleniyor ve en sonunda da duruluyor. Çünkü yoruluyor.

Hassas insanlar ise (highly sensitive people) ,evet kendimi de onlardan biri olarak görüyorum, bu gelişme döneminde en çok yaralanan ve kendini üzen ekip olarak karşımıza çıkıyorlar. Ben bu ekipten birini her gün aynaya baktığımda görüyorum mesela. Yüzü çökmüş, gözlerinin yanlarında çizgiler oluşmaya başlamış ve göz altları hafif morarmış.

Hıçkırarak ağlamak istiyorum ya da o aynadaki kişi istiyor, bilmiyorum. Çünkü her şey üzücü gelmeye başlıyor. Nasıl yapacağımı,yapacağımızı bilmiyorum bazen hayat beni çok hırpalıyor. O günlerde intihara daha meyilli oluyorum, o günlerde özlediğim sigarayı deli gibi içmek istiyorum, dumanının ciğerlerimi doldurmasını her şeyden çok arzuluyorum. Kendimi düşüncelerimle boğuyorum ve farklı farklı ölümler gerçekleşiyor zihnimde. Sonrasında bunun en kolay ve güzel seçenek olduğunu söylüyorum. Karanlığa veya ne olduğu belirsiz bir boşluğa kendimi bırakmak ve unutmak istiyorum. Bir anda savaşçı yanım, tek güç kaynağım beni ele geçiriyor ve kulağıma fısıldıyor: "daha yapılacak, görülecek, denenecek çok şey var.". Hemen ikna oluyorum.

Ikna oluyorum olmasına ama bir eksiklik var yine de. Elimden gelse gözlerimi öperdim kalp atışlarımı yavaşlatmak için. Gözlerden öpülmek ne kutsal bir histir. Önemsendiğini anlarsın, bana inanmıyorsanız bir deneyin derim.

Belki bu deneyinizde "Denek 2045" adını verdiğiniz kişi gözyaşlarına boğulur bir öpücük sonrası. Bundan sonrası biraz gözleme dayanıyor ama açıkça söyleyebilirim ki bence onun da (tıpkı diğer milyonlarca insan gibi) sevgiye ve ait olmaya ihtiyacı var.

Buradaki aidiyet, gümrükte sahibine varmayı bekleyen bir koli veya evinde durmaktan tozlanan bir eşya gibi birine zimmetlenmek değildir. Ait olmaktır bulunduğu ortama ve kişiye; yanında özgür hissedebilmektir, kendini sevmek ve kabullenmektir. Hafif hissetmektir mesela, hiçbir suçluluk duymamak ve kendini bulmaktır her defasında. Işte tam da bu duyguları hissedebildiğiniz zaman ait olursunuz bir aileye, yarene veya memlekete.

Bir de aşık olmak var ki o ayrı bir konu, onu anlatmaya ne kalemim yeter ne de kalbim hazır. Ama demem o ki, ben bu dünyada kayıp veya üzgün hissettiğimde ki bunu sık yaşarım, kendi başıma atlatmayı bir şekilde başarıyorum. Peki bir gün gelir de başaramazsam? O zaman neler olabileceğini inan ki ben de bilmiyorum ve bu beni çok korkutuyor.


Yorumlar