minik obsesif

sigara içmeye üşenir oldum.
bunda bile ikilemi hissediyorum,
oysa içten yazacağım birkaç satırla ruhumu rahatlatıp parmaklarımı yormak varken
'kahretsin gittikçe hissizleşiyor muyum?' kurcalar beynimi.
bu çok boktan, iki gün önce içinde yanan o alev
ellerinle yüzünü sakladığında yok olup gitti.
bahsettiğim buydu; görülmek bile seni korkutuyor.
beni de korkuturdu, küçücükken fark edilmemek için evden çıkmazdım.
kendime hayal dünyasından arkadaşlar yaratırdım.
ya şimdi?
her yeni tanıştığım insanda yıllar öncesinden bir tat aramak mükemmeliyetçilik mi?
eski güzeldir, minik sarı ağaçların rüzgarla uçuştuğu bir dönem...
en ufak detayların unutulmaması için saate bakan koyu adam,
zarflar, yırtık notlar ve manevi anlamı olabilecek her şey...
deniz kabuklarının okyanusu özlettiren o özel hissini
masamda bulduğum iki taşla kaybettim.
her şey normale dönüyor...
hayatımızı sürdürmek için ihtiyacımız olan her olgunun
yanımızda olmak isteyen kişiye göre önem kazandığını öğrendim.
günlerce ortadan kaybolmak.
sonra da ağzıma sıçarcasına söylenilen kelimeler...
mevsimler geçer, bizim oralarda yaz çok sıcak olur.
istanbul'da yaşanılan yazlarsa daha çok hap, uyku, hap, uy...

Yorumlar